Genel

TRANSHÜMANİZM NE DEMEK?

Farklı dallarda tanımlamaları değişiklik gösterse de genel olarak hümanizm, insan aklının, yaratıcılığının değerini ortaya çıkarma ve bireyselleşmeye, bireysel hayata önem verme temeline dayanmaktadır.

Teknolojinin disiplinlere entegrasyonu ve robotbiliminin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan kültürel bir akım olan transhümanizm ise insanın gelişen teknolojik olanakları kullanarak hem fiziksel, hem sosyolojik hem de zihinsel olarak daha üst seviyelere (insanüstü) çıkabileceğine inanır ve bu bağlamda çalışır. Gaye, insanı nanoteknoloji, genetik mühendisliği, yapay zeka ve robotbilimden yararlanarak daha değerli bir hale getirmek, daha uzun yaşatmak, vücutta değişiklikler meydana getirerek, teknolojik nimetler sayesinde insanüstü hale gelmek demektir.

Teknolojik gelişmelerle birlikte farklı alanlarda çalışmalar yapılmaya devam etmektedir. Bu çalışmalar şu anda daha ziyade insanın belli eksiklerini, hastalıklarını önleme ya da tedavi etme aşamasındadır. Örneğin felçli bir kişiye motorlu dış iskelet takarak yürümesini sağlama ya da kazada kolunu kaybetmiş kişilere telepatik robot kol takılması, görme kaybına karşı biyonik göz… Tüm bu çalışmalar akım olarak transhümanizm fikrine paralel ilerlemektedir.

Bilim, Genel, Mühendislik

Duyduklariniza Inanmayin: Düşünün.

FB_IMG_1559174669418

Fransız Kimyacı Lavoisier 51 yaşında iken, mahkeme giyotinle ölüme mahkum eder. Boynunun vurulmasını beklerken kitap okumaktadır. Cellat, onu giyotine götürmek için yanına geldiğinde Lavoisier, nerede kaldığını unutmamak için kitabın arasına bir “kitap ayracı” koymuştur.
Lavoisier, giyotine giderken Matematikçi arkadaşı Langrange’i yanına çağırır:
“Kafam sepete düştüğünde gözlerime bak. Eğer iki kere göz kırparsam, insanın kafası kesildikten sonra bir süre daha beyin düşünmeye devam etmekte demektir.” der. Kafası giyotinle kesilir, sepete düşer ve gülerek iki kere göz kırpar.
Matematikçi Langrange diyor ki: “Lavoisier’in son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. İnsanları duyduklarına inanmayı değil düşünmeye davet ediyorum.

Edebiyat

Piyanist mi Başbakan mı?

Bu adam kim biliyor musunuz?

FB_IMG_1559170281801O, bir zamanlar Polonya’nın en ünlü piyanisti ve bestecisiydi. Hem de Chopin’i en iyi yorumlayanlardan biri. Sonra diplomat oldu. Dahası siyasete girdi ve Polonya’nın başbakanlığına seçildi. Bir gün başbakan olarak Fransa gezisi sırasında Paris Üniversitesi müzik bölümünde okuyan bir genç yanına gelip: “Siz o ünlü piyanist Jan Paderewski değil misiniz? diye sordu. Paderewski: “Evet o benim” diye yanıtladı. “Fakat şimdi?” “Şimdi Polonya’nın başbakanıyım işte” deyince genç: “Yaa öyle mi, ne büyük bir düşüş” diyerek, kinayeli bir cevap verir. Paderewski gencin bu sözünü hayatı boyunca kendine dert eder. Bir gün halka konuşurken şunları söyler:

“Piyanonun tuşlarına hükmetmek devlete hükmetmekten zormuş meğer. Başbakan iken ırmak geçmeyen yere köprü vaad edersiniz herkes inanır. Halkı kandırarak devlete hükmedebilirsiniz, ama 7 oktavlı bir piyanoda, fa sesine basıp do diye yutturamazsınız. Notalar sizi gerçeğe, yalnızca gerçeğe, matematiksel ölçüye, tartıya, armoniye, melodiye doğru sesi vermek için doğru tuşa basmaya mecbur eder. Müzik sizi yalandan, sahtelikten kurtarır.”

Edebiyat, Genel

Doktor ve Araba Tamircisi Arasındaki Fark!

Dünyanın en ünlü kalp doktoru; Michael De Bakey’ın arabası bozulmuş, arabasını tamire götürmüş. Tamirci arabasının kaputunu açmış ve Dr. Michael De Bakey’e dönerek ;

FB_IMG_1550493874964

Size bir şey soracağım neredeyse ben ve siz aynı işleri yapıyoruz. Mesela ben şimdi itina ile kaputu açacağım bir bakışta problemin nerede olduğunu anlayacağım,kapakçıkları temizleyeceğim, gerekirse kabloları, motor yağını değiştireceğim, hatta çok gerekli ise motoru çıkarıp yerine yenisini takacağım..!

Söylesenize nasıl oluyor da siz milyon dolarlar kazanıyorsunuz ama ben meteliğe kurşun atıyorum..?

Bunun üzerine Dr. De Bakey

Bunların hepsini motor çalışıyorken yapmayı denesene.!!

Genel

Alexander Calandra

1958 yılında ABD’de bir öğretmen dergisinde Alexander Calandra imzalı bir yazı yayınlanır:

Bir fizik hocası ile öğrencisi sınav sorusuna verilen cevap hakkında anlaşmazlığa düşerler ve tecrübeli öğretmen Calandra’nın hakemliğine başvururlar.

Soru şöyledir:
“Bir binanın yüksekliğini bir barometrenin yardımı ile nasıl bulursunuz?”

Öğrenci de bu soruya cevaben: “Barometreye bir ip bağlar, binanın çatısından aşağı sarkıtır ve barometrenin yere değdiği noktada ipi ölçerim” yazar.
Tabii ki öğretmenin beklediği yanıt bu olmasa da binanın yüksekliğinin bu yöntemle ölçülebilirliği de ortadadır.

Calandra tartışmayı uzatmamak için öğrenciden hemen o anda bu soruyu başka bir yanıt ile cevaplamasını ister.

Öğrenci bu kez:
“Ama bir tek yanıt yok ki, pek çok yöntem var” diye cevap verir.

Calandra “Peki” der. “Düşünebildiğin kadar yanıt ver o zaman. Ama mümkünse cevapların en az birinden fizik çalışmış olduğunu anlayalım.

Öğrencinin ilk cevabı şöyle olur:
“Barometreyi çatıdan aşağı bırakırsınız ve bir kronometre ile kaç salisede yere çarptığını hesaplayıp x=0.5*a*t^^2 formülü ile yüksekliği bulursunuz.”

Beklenen cevap bu olmasa da cevap fizik bilgisi içermektedir.
Öğrenci cevaplarını sıralamayı sürdürür:
“Güneşli bir günde barometreyi dik tutup gölgesini ölçersiniz ve sonra da binanın gölgesini ölçüp orantıyı barometrenin yüksekliği ile çarparsınız”
Bu cevap da doğrudur

Öğrencinin üçüncü cevabı da şu olur: “Merdivenleri çıkarken duvar boyunca barometrenin yüksekliğini defalarca işaretleyerek çıkar ve işaret sayısı ile barometrenin yüksekliğini çarparsınız”

Bu da doğrudur elbette ama dördüncü cevap öğretmenlerin küçük dillerini yutmalarına neden olur; çünkü yanıttan öğrencinin fiziği çok iyi bildiği anlaşılmaktadır:
“Küçük bir ipe bağladığınız barometreyi önce yerde sonra da çatıda sallar ipin uzunluğu ve sallanma periyodları arasındaki farklarla Newton’un g katsayısını hesaplar iki g katsayısı arasındaki farktan binanın yüksekliğini hesaplayabileceğiniz oranı bulursunuz”

Söylenecek bir şey kalmamıştır, öğrencinin sınıfı geçtiği açıktır.
Öğrenci yarattığı etki ile gülümser ve der ki: “Ama bence yapılacak en doğru şey kapıcıya gidip barometreyi hediye edip karşılığında binanın yüksekliğini söylemesini istemekten ibarettir.”
Hep beraber gülmeye başladılar.

Calandra hayranlıkla sorar öğrenciye:
“Peki, öğretmeninin senden beklediği cevabı da biliyor musun?”
Öğrenci alaylı bakışlarla cevap verir:
“Evet, çatıda ve yerde hava basıncını ölçerek aradaki farktan hesaplamamız gerekiyor yazmamı bekliyordu”

Calandra merakla şu soruyu sorar: “Peki madem istenilen cevabı biliyordun, neden yazmadın? “

Öğrenci omuzlarını silkerek şöyle der:
“Çünkü dar kafalılıktan bıktım!”

***
Yaşamı tek bilinmeyenli bir denklem gibi ele almak, altı boş, kulağa hoş sloganlarla konuşup, zamana göre kendini geliştirmeyen, saplantı slogan hükümlere göre yaşamak ve mevzi alıp dayatmaya çalışmak kolaycılığı hiç kimseyi ve de toplumları bir yere götürmez.

Yaşamda soruların pek çoğunun tek bir cevabı yoktur.